Cem Sultan Kimdir

Cem Sultan Kimdir,Cem Sultan Hayatı ve Biyografi

(1459-1495)

Osmanlı şehzadesi. Taht için II. Bayezid’le mücadele etmiş ve bu yüzden Batı’ya sığınan ilk ve tek Osmanlı şehzadesi olmuştur.

27 Aralık 1459’da Edirne’de doğdu, 24 Şubat 1495’de Napoli’de öldü. II. Mehmed’in[ Fatih ]oğlu- dur. Annesi Çiçek Hatun’dur. Cem Sultan on yaşına kadar sarayda sıkı bir disiplin altında eğitildi. 1469’da kalabalık bir öğretim kadrosu ile Kastamonu Sancak Beyliği’ne gönderildi. 1473’de, Doğu seferine çıkan babasına vekillik etmek üzere istanbul’a geldi. II. Mehmed’in Anadolu’da Uzun Hasan’a yenik düştüğü dedikodusuna kanarak padişahlığın ilanetme düşüncesine kapıldı. Otlukbeli zaferini kazanarak İstanbul’a dönen II. Mehmed bu girişim nedeniyle oğlunun aklını çelenleri cezalandırdı. Cem’i de, 1474’de ölen büyük oğlu Mustafa’nın yerine Karaman (Konya) valiliğine atadı.

Genç şehzade, sekiz yıl süren Konya valiliğinde, yeteneği ve yanındaki seçkin kadro sayesinde mü­kemmel Farsça öğrendi. Müzikten coğrafyaya kadar her dalda başarısını kanıtlarken, ağabeyi Bayezid’in Amasya Sarayı’ndaki yaşayışını andıran eğlenceli bir gençlik dönemi geçirdi. Felsefeyi seviyor, Türkler’in tarihini inceliyor, İran tarihine merakından kendisine Cem adını koyan babasına nazire olarak ilk çocuğuna Oğuz adını veriyor, buna karşılık Farsça’dan çevirdiği eserleri babasına göndererek İran kültürüne dc vakıf olduğunu gösteriyordu. Konya halkı, ısındığı ve bağlandığı Cem’e geleceğin sultanı gözüyle bakıyor­du. II. Mehmed de umudunu Cem’e bağlamıştı. Ancak bu konuda hiçbir önlem alamadan ölmesi, iki

CEM oğlunun taht yüzünden bir ölüm kalım savaşımına girmelerine neden oldu.

II. Mehmed’in ölümünü gizleyerek Bayezid’e ve Cem’e haberler uçuran Cem yanlısı Sadrazam Kara- manî Mehmed Paşa, onun hiç değilse bir hafta önce İstanbul’a gelebileceğini hesaplamıştı. Ancak, Kon­ya’ya gönderilen ulağın, Bayezid yanlısı Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşanın tuzağına düşmesi planı bozdu. Bayezid, hızlı bir yürüyüşle İstanbul’a gelerek tahta oturdu

Cem’in küçük oğlu Murad, 1517’de Mısır’ın I. Selim [ Yavuz ] tarafından alınması üzerine babası gibi Rodos’a sığınmış ve bu adanın 1521’de I. Süleyman [ Kanuni ] tarafından elegeçirilmesinden sonra idam edilmiştir.

Batı edebiyatında Zizimi adıyla çeşitli eserlere konu olan Cem’in, Osmanlı divan edebiyatında da önemli yeri vardır. Türkçe’nin şiirsel anlatıma yete­rince yatkın sayılmadığı bir çağda yaşadığından, dilini sevmesine rağmen, en güzel eserlerini ve mektupları­nı Farsça yazmıştır. Şiirleri çoğunlukla liriktir. Türkçe ve Farsça Divan’ı vardır. Ayrıca Selman-ı Sâveci’nin Cemşid ü Hurşid mesnevisini babası adına Türkçe’ye çevirmiştir. Hurşid ü Ferah şad adlı mesne­visi için Edirneli Sehî Bey “nazmı akıcı, anlatımı nefis” bir eserdir der. Gurbet ve vatan temalarını Türk edebiyatında ilk işleyen şairlerdendir.

  • Eserleri (başlıca):iW-; Reyhan-ı Sultan Cem, (ö.s.), İ.H. Ertaylan (yay.), 1951; Türkçe Divan, (ö.s.), H. Ersoylu (yay.), 2 cilt, 1981; Farsça Divan, (Bursa Orhan Gazi Ktp, Haraçcıoğlu Kitapları, No. E. 6); Cemşid ü Hürşid, (Kütahya Vahid Paşa Ktp. No. 1666).

.

Tamburi Cemil Bey Kimdir

Tamburi Cemil Bey Kimdir,Tamburi Cemil Bey Hayatı ve Biyografi

(1873-1916)

Türk besteci, saz sanatçısı. Taksimleriyle, peşrev ve saz semaileriyle, saz musikisinde yeni bir dönem açmıştır.

İstanbul’un Molla Gürani semtinde doğdu. Bazı kaynaklara göre, doğum tarihi 1871’dir. 29 Temmuz 1916’da İstanbul’da öldü. Babası, çok çeşitli kademelerdeki devlet görevleri yanında, Tahran sefirliğine de bulunan Tevfik Beydir. Dedesi Mustafa Reşid Efendi, Sadrazam Hüsrev Paşanın kethüdasıydı; annesi Zihniyar Hanım, Mustafa Reşid Efendi tara­fından Sultan Abdülmecid’in kız kardeşi AdileSultan’ ın sarayına cariye olarak satılmış, daha sonra da geri alınarak Tevfik Bey’le evlendirilmiştir. Cemil üç yaşında babasını kaybetti. Yüksek düzeyde devlet görevlerinde bulunan amcası Refik Bey’in himayesi altında ilköğrenimini tamamlayarak Rüştiye’ye baş­ladı.

Küçük yaşta musikide “harika çocuk” özellikleri gösterdi; eline geçen ev aletlerinden oyuncak çalgılar yaptı. Hemen her sazı çalabilen bir sanatçı olduktan sonra da bu merakı geçmedi. On yaşından itibaren tambur çalmaya başladı, yeteneği kısa zamanda çevre­sinin dikkatini çekti. Yenilik fikirleriyle yetişmiş bir Tanzimat aydım olan amcası Refik Bey’in evi Cemil’i genel kültür yönünden de etkileyen bir ortam oldu. Fransızca öğrendi. Refik Bey’in kızları piyano dersi alırken Cemil de musikinin teknik yönleriyle ilgili temel bilgileri öğrendi. Tambur çalan ağabeysi Ah­med Bey’den de yararlandı. Ayrıca amcasının oğlu Mahmud Bey’in keman öğretmeni, “Kemanı Ağa” adıyla tanınan Aleksan Efendi’den Hamparsum notası ile Batı notasını öğrendi.

Yaşı ilerledikçe olağanüstü yeteneği kulaktan ■* kulağa yayılıyor, musikili toplantılara çağrılıyordu. On üç yaşına girdiğinde, amcası Refik Bey öldü. Cemil bundan sonraki dört yılı Mahmud Bey’in himayesinde geçirdi. Bu süre içinde Mahmud Bey’le gittiği bir toplantıda ünlü besteci Tamburî Ali Efendi’yle tanıştı. Ali Efendi, Cemil’in alışılmadık bir tarzda, bol mızrap vuruşuyla çaldığı tamburu dinle­dikten sonra, onu övgülere boğdu. Geleneksel tambur – tekniğini benimseyen çevreler, Cemil bir tamburî olarak kişiliğini iyice kanıtladıktan sonra bile onun tekniğine karşı çıktıkları halde klasik anlayışın sıkı kayıtları altına girmeyen Ali Efendi’nin bu yeni tekniği beğenmesi, Cemil’in olduğu kadar, Ali Efen­di’nin yenilikçi kişiliğine ve o dönemin duyarlılığına da ışık tutucu niteliktedir. Bu tanışmadan sonra Cemil, Ali Efendi’nin gittiği musikili toplantılara katılmaya başladı, ders almamakla birlikte ondan çok yararlandı. On sekiz yaşına girdiğinde kendisini büyük bir icracı olarak kabul ettirmişti. Yirmisinde ise, lavta, kemençe, viyolonselde de üstün bir icra gücü gösteriyordu.

Tamburi Cemil musiki konularında gazetelere yazılar da yazdı. Sabah gazetesinde Rauf Yekta Bey’le kalem tartışmalarına girdi. Bir musiki sözlüğü ile bir kemençe metodu yazmaya başladı, ama yarım bıraktı, Rehber-i Musiki adlı eseri iki kez basıldı.

En ilkel kayıt tekniğinin ürünü olan, ancak bir adet üretilebilen kovanlarının çoğunun kaybolduğu tahmin edilmektedir; bazıları özel ellerdedir. Taş plaklarını kapsayan en geniş koleksiyonu Neyzen Niyazi Sayın’dadır. Bazı plaklarda, Udî Nevres, Şehzade Ziyaeddin, Kadı Fuat Efendi, Neyzen Rıza Bey gibi saz sanatçıları ile Hafız Osman, Hafız Aşir gibi ünlü gazelhanlar Cemil Bey’e eşlik etmişlerdir.

  • Eserleri (başlıca): Kitap: Rebber-i Musiki, 1901. Taksim: Tambur, yaylı tambur, kemençe, alto kemençe, lavta ve viyolonselle 100’den fazla taksim (taş plak). Bestelediği saz eserleri: Şeddiaraban, ferahfeza, muhay­yer, mahur, hicazkâr, kürdilihicazkâr, ısfahan, neva peşrev­leri; şeddiaraban, ferahfeza, muhayyer, hicazkâr, ısfahan, bestenigâr, suzidilârâ saz semaileri; hüseyni oyun havası (“Çeçen kızı”), nihavent sirto, nikriz zeybek. İcra ettiği besteler: Tambur, kemençe ve alto kemençe ile çaldığı 40’tan fazla peşrev, saz semaisi, oyun havası, şarkı (taş plak). Şarkı: Hicaz (5 tane), şehnaz (2 tane), eve, ferahnak, hüseyni, hüzzam, mahur, kürdilihicazkâr, mu­hayyer, nihavent, şevkefza şarkılar (16 şarkı). Çeşitli: Hümayun ninni, rast ninni.

Cemaleddin Afgani Kimdir

Cemaleddin Afgani Kimdir,Cemaleddin Afgani Hayatı ve Biyografi

(1838-1897)

Afgan asıllı İslam düşünürü. İslami­yet’in yeniden canlanması ve İslam toplumlarının Batı etkisinden kurtulması için dinde reform yapılması gerektiğini savunmuştur.

Asıl adı Seyyid Muhammed b. Safder’dir. Afga­nistan’daki ya da İran’daki Esedâbâd kasabasında doğduğu sanılıyor. 9 Mart 1897’de İstanbul’da öldü. İran kökenini sonradan örtbas etmesi, İslam aleminde etkili olmak isteyen bir kişinin Şiilik’le ilişkisinin fikirlerinin yankısını daraltacağı kuşkusuna bağlan­mıştır. 10 yaşında okumak amacıyla Kazvin’e gitti. Sonradan Irak’taki önemli Şii merkezlerinden biri olan Necef’de okudu. 1857’de Hindistan’a yerleşti ve Batı uygarlığı hakkındaki ilk düşüncelerini bu sırada edindi. 1866’da Afganistan’a geçti. Bu ülke o sırada Azam Han ve Şir Ali arasındaki taht kavgalarıyla çalkalanıyordu. Afgani’nin Doğu’yu İngiliz emperyalizminden kurtarma yolundaki ilk girişimleri burada başladı. Ancak, Afganlı hükümdarlara da iletmeyi düşündüğü öneriler ülkedeki karışık durum ve İngiliz politikasının ağır basması nedeniyle başarılı olamadı. 1869’da İstanbul’a gelen Cemaleddin’in deneyimsizliği ve kendini ileri sürme tutkusu, uzun zamandan beri Osmanlı devlet adamlarının bir bölümünün sabırla oluşturduğu bir projenin yıkılmasına yol açtı. 1870’de bir Osmanlı üniversitesinin kurulmasına hazırlık ola­rak halka açık bazı konferanslar düzenlenmişti. Bu konferansların konusu Tanzimat Döneminin devlet adamlarının birinci derecede üzerinde durdukları “faydalı sanatlar”dı. Batı’da “Arts and Sciences”dan neler kastedildiğini özümseyememiş olan Cemaled­din’in “peygamberlik bir sanattır” konusundaki kon­feransı uzun zamandır üniversite fikrine karşı olan ulemaya beklediği fırsatı verdi. Konferanslar, dine karşı düşünceler ileri sürüldüğü ithamıyla durduruldu.

Kuran’m çağdaş dünyada görülen birçok özellikleri önceden müjdelediği düşüncesi ve Kuran’m ifade­lerine zenginlik katan yorumlar, Afgani’nin katkıları arasında sayılır. Afgani’nin en yakın müridi Muham­med Abduh sonradan el-Ezher’in başkanı olmuş ve bu kurumda reformlar uygulamaya çalışmıştır.

Muhammed Abduh’un İslam’da akıl ve mantığa yer ayrılmış olduğunu vurgulayan öğretisi “selefiye” adıyla tanınır. Bu öğreti II. Meşrutiyet döneminde bir dereceye kadar etkili olmuştur. Ancak uzun bir süre din reformculuğu sözcüğü ve yaptığı çağrışımlar İslami çevrelerde olumsuz karşılanmıştır.

  • Eserleri (başlıca): er-Reddu ale’d-Dehriyyin, 1881, (“Maddecilere Reddiye”); Tetimmetü’l-Beyan, ty, (“Sö­zün Bitimi”);

Cemil Cem Kimdi

Cemil Cem Kimdir,Cemil Cem Hayatı ve Biyografi

(1882-1950)

Türk, karikatürcü. II. Meşrutiyet döneminde yayımlanan yapıtlarıyla Türk karikatürünün ilk çağdaş usta­larından biri olmuştur.

İstanbul’da doğdu, 9 Nisan 1950’de aynı kentte öldü. Ortaöğrenimini Mekteb-i Sultani’de (bugün Galatasaray Lisesi) yaptı.Yüksek öğrenim görmek için gittiği Paris’te Siyasal Bilimler Fakültesi’ni, İstanbul’a döndükten sonra da Hukuk Fakültesini bitirdi. Fransa, İsviçre ve İtalya’da dış işleri memuru olarak görev aldı. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi üzerine İstanbul’a döndü. Salah Cimcoz ve Celal Esat Arseven’in çıkarttıkları Kalem adlı gülmece dergisi için karikatürler çizdi. Daha sonra yeniden dışişleri görevlisi olarak Roma’ya gönderildi ve Kalem’t buradan da karikatür yolladı. Mesleğini bırakmaya karar verip İstanbul’a döndü ve 1910’da kendi adını taşıyan gülmece dergisi Cem’i kurdu.

Balkan Savaşında alman kötü sonuçların etkisiyle 1912’de dergisini kapattı. 1914-1918 arasında Sana- yi-i Nefise Mektebinde (daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi, bugün Mimar Sinan Üniversitesi) müdür­lük yaptı. 1918-1922 arasında Fransa’da kaldı. Cumhuriyetin ilanından sonra yeniden İstanbul’a döndü. Bir süre Şehir Meclisi üyeliği yaptı. 1927’de Cem’i yeniden çıkardıysa da Kurtuluş Savaşı’na katılmaması nedeniyle siyasal iktidardan gelen engellemeler nedeniyle bir yıl sonra kapatmak zorunda kaldı. Yayın yaşamından çekildi, özel olarak karikatür ve resim çalışmalarını sürdürdü. Ölümünden sonra Moda’da evinin bulunduğunu sokağa adı verildi.

Cem, karikatür sanatıyla yurt dışında bulunduğu sırada tanışmıştır. Önceleri özel olarak ilgilendiği bu anlatım biçimini, daha sonra bir uğraş olarak benimsemiştir. Karikatürleri gerçekçi çizimlere dayanır. Özellikle portre karikatürlerinde başarı kazanmıştır. Gülmecesinin asıl yükünü ise bu çizimlerin altında yer alan yazılar taşır. Cem karikatürlerinde her zaman gerçeği yansıtmış, fırçası ve ve kalemiyle yönetimdeki aksaklıkları ortaya vurmuştur. II. Meşrutiyet döneminde iktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası’m da, muhalefetteki Hürriyet ve İtilaf Fırkası’m da eleştirmekten geri durmamıştır. Roma’dayken yanın­da çalıştığı İbrahim Hakkı’yı, sadrazam olduktan sonraki tutumu nedeniyle kıyasıya yermiştir. Yürekli ve kararlı tutumuyla karikatürü etkili bir anlatım aracı durumuna getirmiştir. Bu niteliğiyle çağdaş Türk karikatürünün en önemli öncülerinden biri sayılır.

  • Eserleri (başlıca): Cem, 1909, (Kalem dergisinde yayımlanmış 20 Abdülhamit karikatüründen oluşan albüm}.

Aulus Cornelius Celsus Kimdir

Aulus Cornelius Celsus Kimdir,Aulus Cornelius Celsus Hayatı ve Biyografi

(İÖ 25 – İS 45)

Romalı hekim. Eski çağların en önemli tıp kitaplarından birini yazmıştır.

Celsus’un nerede ve ne zaman doğduğu kesin olarak bilinmemektedir. Bugün Fransa’nın güneyinde Narbonne’da doğduğu ve İmparator Tiberius döneminde (İÖ 14-37) yaşadığı sanılmaktadır. Aristokrat Cornelii ailesinin oğludur.

Celsus ile ilgili bilgiler yalnızca Artes (“Sanat­lar”) adıyla derlediği bir ansiklopedinin tıpla ilgili bölümünden kaynaklanmaktadır. Retorik, felsefe, hukuk, askerlik, tarım ve tıpla ilgili bu geniş kapsamlı yapıtın günümüze değin gelebilen sekiz bölümlük De Medicina (“Tıp Üzerine”) adlı kısmı, Papa V. Nicho- las (1397-1455) tarafından bulunmuş ve 1478’de basılmıştır. Bu yapıtın sunuş bölümünde, Celsus tıp tarihini ele alarak, geçmiş çağların seksen ünlü isminden söz eder. Ardından gelen sekiz bölümün ilkinde sağlık bilgisi, besin bilgisi, eczacılık, cerrahi, vb gibi konular, ikinci bölümde hastalıklara genel bir bakış, üçüncü ve dördüncü bölümlerde de değişik hastalıkların incelenmesi yer alır.

Rönesans döneminin Avrupa’sında en tanınmış bilimsel yapıtlardan biri olan De Medicina’da kalp ve akıl hastalıkları ele alınmış; ateş, ağrı, kızarıklık ve kabartı, iltihaplanmada kesin belirtiler olarak vurgulanmıştır. Ayrıca, vücudun diğer bölümlerinden alınan deri parçalarıyla yüzde yapılan plastik cerrahi ameliyatlar tarif edilmiş, kanayan bir atardamarın bağlanmasından, mesaneden taş çıkarılmasına değin çeşitli cerrahi teknikler ayrıntılı bir biçimde işlenmiştir.

Celsus bir yandan yapıtının zengin içeriğinden dolayı “Roma’nın Hippokrates’i” diye övülürken, bir yandan da hekimliği bile sorgulanan, katkısı Yunan tıbbının bilgilerini özetleyip aktarmakla sınırlı bir ansiklopedist olarak da değerlendirilmiştir. Dönemin hiçbir yazarı tarafından Celsus’un adından söz edilmemiş olması bu ikinci savı güçlendirse de yapıtının 50’nin üstünde basımıyla 19. yy sonlarına değin Avrupa’daki tıp okullarında zorunlu olarak okutulacak kadar değerli oluşu, Celsus’un bilime katkısının önemli bir kanıtıdır.

  • Eserleri (başlıca): W.G.Spencer (der.), Celsus de Medicina, 3 cilt, 1960-1961.

Anders Celsius Kimdir

Anders Celsius Kimdir,Anders Celsius Hayatı ve Biyografi

(1701-1744)

İsveçli astronomi bilgini. Kendi adıyla bilinen termometre derecelendirme sistemini geliştirmiştir.

Anders Celsius 27 Kasım 1701’de Uppsala ken­tinde doğdu, 25 Nisan 1744’de aynı kentte öldü. Babası astronomi profesörüydü. Astronomi, matema­tik ve deneysel fizik okuyan Celsius, bir süre Uppsala Üniversitesinde matematik profesörü olarak öğretim üyeliği yaptıktan sonra 1730’da astronomi profesörlüğüne getirildi. 1733’de kendisinin ve başkalarının kutup ışıklarına (aurora borealis) ilişkin, yapmış oldukları 316 gözlemin sonuçlarını derleyerek yayımladı.

 

1736’da dünyanın kutuplarda daha basık olduğunu ileri süren Newton’un savını kanıtlamak amacıyla saha araştırması yapan Maupertius’un ekibiyle İsveç’in kuzeyindeki Tornia’ya gitti. Meridyen ölçü- mündeki katkılarıyla bu ekibin Newton’un savını doğrulamasına yardımcı oldu. 1740’ta Uppsala Gözlem evini kurarak, Jüpiter’in uydularının ışık şiddetindeki değişimi ve fotometrik yöntemlerle yıldızları inceledi.

Celsius bugün astronomi alanındaki çalışmala­rından çok, 1742’de önerdiği sıcaklık ölçüm sistemi ile tanınır. Termometrelerde yüzlük derecelendirme daha önce de kullanılmışsa da, bu skalada bugün kullanılan sistemde iki sabit derecenin bulunması Celsius’un önerisinden kaynaklanmaktadır. Celsius bu amaçla buzun ergime ve suyun kaynama derecele­rini sabit noktalar olarak alıp aradaki farkı yüz eşit dereceye bölerek bugün kullanılan termometre sistemini oluşturmuştu. Ne var ki, suyun kaynama derecesini sıfır (0° C) donma noktasını ise 100 derece (100° C) olarak kabul etmişti. Bu derecelendirme sekiz yıl sonra Celsius’un öğrencisi M. Stromer tarafından tersine çevrilerek bugün kullanılan durumuna getirildi. Santigrat (Centigrade) adıyla da bili­nen Celsius derecelendirme sistemi, Fahrenheit ve Kelvin’inkilerle birlikte bugün yaygın olarak kullanı­lan üç sıcaklık ölçüm sisteminden biridir.

  • Eserleri (başlıca): Dissertatio de nova methodo dis- tantiam solis a terra determinandi, 1730, (“Güneş’in Yer’den Uzaklığını Ölçmek İçin Yeni Bir Yöntem Üzeri­ne Açıklama”); CCCXVI observationes de lumıne borea- lis fib anno 1716 ad annum 1732, 1733, (“1716’dan 1732’ye Değin Kuzey Işığına İlişkin 316 Gözlem”).

Celaleddin Karatay Kimdir

Celaleddin Karatay Kimdir,Celaleddin Karatay Hayatı ve Biyografi

(? – 1254)

Anadolu Selçuklu devlet adamı. Selçuklu sultanlarının taht kavgasını bırakıp devleti birlikte yönetmelerini sağlamıştır.

Yaşamının ilk dönemlerine ilişkin bilgi yoktur. 1254’de Kayseri’de öldü. Öldüğünde yaşı altmışı geçmişti. I. İzzeddin Keykâvus döneminde (1211- 1219) yaklaşık dört yıl devât emirliği (divandaki gizli yazıları yazmak ve bunları korumak görevi) ve sipehsâlârlık (ordu komutanlığı) yaptı. 1219’da tahta geçen I. Alaeddin Keykubad döneminde taşthane emiri (leğencibaşı) olarak on sekiz yıl bu görevde kaldı.

  1. Alaeddin Keykubad 1237’de ölünce tahta büyük oğlu II. Gıyaseddin Keyhusrev geçti. Gıyased- din Keyhusrev, başa geçince emirlerinden Sadeddin Köpek’in kışkırtmaları sonucu bazı devlet adamlarını öldürttü, içinde Celaleddin Karatay’ın da bulunduğu bir bölümünü ise sürgüne gönderdi. Celaleddin Kara- tay, ancak Sadeddin Köpek’in öldürülmesinden sonra saraydalki taşthane emirliği görevine dönebildi. Ayrı­ca hazine-i hassa emirliği de kendisine verildi. Anado­lu Selçuklu Devletinin 1240’ta Baba İshak ayaklanması, 1243’de de Moğollar karşısında uğradığı Köse- dağ yenilgisiyle yıprandığı bu dönemde her iki görevini de sürdürdü.
  2. Gıyaseddin Keyhusrev 1246’da öldüğünde geride kalan oğullarından en büyüğü yedi yaşındaydı. Keyhusrev veliaht olarak en küçük oğlu Alaeddin Keykubad’ı seçmişti. Ancak ileri gelen devlet adamla­rından vezir Şemseddin Muhammed, Şemseddin Hasoğuz, Esededdin Ruzbe ve Celaleddin Karatay ,büyük oğulun hükümdar olmasının daha yerinde olacağını düşünerek II. izzeddin Keykâvus’u tahta çıkardılar. Celaleddin Karatay da saltanat naibi oldu. Ancak vezir Şemseddin. Muhammed devleti tek başına yönetmeye kalkınca Celaleddin Karatay onu öldür- tüp yönetimi eline aldı.
  3. Pek çok cami, medrese ve kervansaray yaptırdığı söylenen Celaleddin Karatay’dan kalan en önemli yapıt, 1251’de yaptırdığı Konya’daki Karatay Medresesi’dir.

Celâleddin Dede Kimdir

Celâleddin Dede Kimdir,Celâleddin Dede Hayatı ve Biyografi

Osman Selâhaddin Dede ile Münire Hanım’ın oğlu; besteci, musiki kuramcısı Abdülbakî Nâsır Dede’nin torunudur. Davutpaşa Rüştiyesini bitirdikten sonra, Mevlevihaneler çevresindeki çeşitli kişilerden medrese bilimleri, tasavvuf, edebiyat, musiki öğrenimi gördü; Farsça, Arapça öğrendi. 1870’de, babası inzivaya çekilince Yeni kapı dergahına şeyh vekili oldu. On yedi yıl sonra, 1887’de, babasının ölümü üzerine de şeyh oldu. Şeyh vekili ve şeyh olarak otuz dokuz yıl dergâhın başında bulundu. Öldüğünde dergâhın mezarlığına gömüldü.

Dini .konularla, tasavvuf, edebiyat, musiki alanlarındaki bilgisiyle tanınmış bir Mevlevi şeyhiydi. “Şeyhî” mahlasıyla şiirler yazdı. Musiki bilgilerini besteci İsmet Ağa ile Nikoğos’tan öğrendi; ayrıca, tekkedeki musikicilerden yararlandı. Tamburi Büyük ve Küçük Osman beylerden tambur öğrendi. Geleneksel tavırda çalan, usta bir tamburi.

Celaleddin Dede Efendi, Türk musikisinin tarihi ve kuramsal temeliyle ilgili, bilgilerin geri olduğu bir dönemde, çeşitli musiki sorunlarına eğildi, bu alanda belirli bir bilgi birikimine ulaştı. Geçmiş yüzyıllarda incelenmemiş sorunlar üzerinde durdu. O zamana kadar karanlıkta kalmış bazı bilgiler onun çabasıyla ortaya çıkmıştır. Bu yöndeki çalışmalarım Galata Mevlevi hanesi şeyhi Ataullah Dede, Bahariye Mevlevihane şeyhi Hüseyin Fahreddin Dede ve Rauf Yekta Bey’le ortaklaşa yürüttü. Ayrıca, Rauf Yekta’yla tamburun perdeleri üzerinde çalıştı; iki musiki adamı, bu çalışmanın sonunda, Türk musikisinde bir sekizli oktavda 24 aralık ■ ile 25 ses kullanıldığı yargısına vardılar. Elde ettikleri sonuç, günümüzde kullanılan nota sistemine temel olması bakımından bir ilk adım sayılabilir. Rauf Yekta çalışmalarının sonucunu arkadaşları Suphi Ezgi ile Sadettin Arel’e aktarmış ve 24 aralıklı sistem bu üç musiki adamının çabalarıyla kendi mantıki çerçevesine oturtulmuştur.

Celâleddin Dede üzerine eğildiği musiki sorunlarıyla ilgili eser vermemiştir, ama yüzyıllardır bu alanda süregelen boşluğa dikkati çekmesi, Türk musikisi bilgilerinin gelişmesi yönünden yararlı bir işlev sağlamıştır. Dügâh makamında bir Mevlevi ayini besteledi. Nayî Osman Dede’nin hicaz ayininin güftesiyle bestelenen bu eser Mevlevi musikisinin başlıca başyapıtlarından biridir.

Celalettin Arif Kimdir

Celalettin Arif Kimdir,Celalettin Arif Hayatı ve Biyografi

(1875-1930)

Türk hukukçu ve siyaset adamı. İlk TBMM’nin ikinci başkanıdır.

1875’de Erzurum’da doğdu, 1930’da Paris’te öl­dü. Hukukçu Mehmed Arif Bey’in oğludur. Galatasaray Lisesini ve Paris’te Hukuk Fakültesini bitirdi. Bir süre Kahire’de avukatlık yaptı.

II. Meşrutiyet’in ilam üzerine İstanbul’a döndü. Mekteb-i Hukuk ve Mekteb-i Mülkiye’de Hukuk-Esasiye (Anayasa Hukuku) dersleri verdi. Bir yandan da avukatlık yapan Celaleddin Arif, 1914’de İstanbul Barosu Başkanı seçildi. 1920’ye değin bu görevi sürdürdü. 12 Ocak 1920’de toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusam’na Erzurum mebusu olarak katıldı ve meclis başkanlığına seçildi. Felah-ı Vatan grubu­nun da yönetim kurulu üyesiydi. Meclis-i Mabusan’ da Misak-ı Milli kararlarının kabul edilmesi için uğraşan Celaleddin Arif, 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgal edilmesi üzerine Anadolu’ya geçti.

Celaleddin Arif, ilk TBMM’ne Erzurum milletvekili olarak katıldı. Meclis-i Mebusan’ın başkanı olduğundan, TBMM’de de başkanlık görevinin kendisine verileceğini ümit ediyordu. Ancak başkanlığa Mustafa Kemal’in getirilmesi, kendisine ise ikinci başkanlığın verilmesinden hoşnut kalmadı. 3 Mayıs 1920’de kurulan ilk İcra Vekilleri Heyeti’ne adalet vekili olarak atanması da hoşnutsuzluğunu gidermedi. 6 Eylül 1920’de sağlık nedenleriyle meclisten iki ay izin aldı. Erzurum milletvekili Hüseyin Avni (Ulaş) ile birlikte Erzurum’a gitti. O sırada doğu harekâtı nedeniyle Erzurum’da bulunmayan Kazım Karabekir’in yerine valiliğe vekâlet eden Kâzım (Dirik) Bey’i yolsuzluk yaptığı gerekçesiyle görevinden alıp geçici olarak vali vekilliğini üstlendi. Ancak Mustafa Kemal’ in uyarısı üzerine Erzurum’a dönüp duruma  el koyan Kâzım Karabekir, kendisini Erzurum ve çevresi genel valisi, Hüseyin – Avni Bey’i de. Erzurum valisi yaptırmak isteyen Celaleddin Arif’in yerine 2 Ekim 1920’de Trabzon eski valisi Hamit Bey’i getirdi. Mustafa Kemal’in derhal Ankara’ya dönerek mecliste olayı açıklamasını istemesine karşın Celaleddin Arif, 27 Kasım 1920’ye değin Erzurum’da kaldı. Ankara’ya döndükten sonra da meclisteki muhalefet grubunda (İkinci Grup) yer aldı.

1921 ‘de Roma Büyük elçisi olan Celaleddin Arif 1924’de bu görevden ayrılarak İstanbul’a döndü. Başka devlet görevi almayıp ölene dek avukatlık yaptı.

 

Celaleddin Harezmşah Kimdir

Celaleddin Harezmşah Kimdir,Celaleddin Harezmşah Hayatı ve Biyografi

( ? – 1231 )

Harezmşahlar Devleti hükümdarı. Saltanatı boyunca devleti yıkımdan kurtarmak için savaşmıştır.

Harezmşah hükümdarı Alâeddin Muhammed [ Harezmşah ] ile Ayçiçek Hatun’un büyük oğludur. Genç yaşta merkezi Gazne olan Gur bölgesinin yönetimine getirildi. Babasının tüm seferlerine katıla­rak başarılarında önemli rol oynadı. 1216’da Moğollar’la yaptığı ilk savaşta Cengiz Han’ın oğlu Cuci’yi bozguna uğrattı.

Ancak, Alâeddin Muhammed’in iktidarda büyük söz sahibi olan annesi Terken (Türkan) Hatun, öbür torunu Uzlag Şah’ın veliaht olmasını sağladı. Moğol akınları başlayınca babası askeri yeteneğine güvendiği Celaleddin Harezmşah’ın kendi yerini almasını • vasi­yet etti. Ama kardeşleri Uzlag Şah, Ak Şah ve büyük beylerin bir bölümü buna karşı çıkıp Celaleddin Harezmşah’ı öldürmeyi planladılar. Önce Horasan’a ardından Gazne’ye kaçarak kurtuldu. Kendisini izleyen kardeşleri ise Moğollar’ın tuzağına düştüler. Gazne’de büyük bir ordu oluşturan Celaleddin Harezmşah, Parvan yakınlarında karşılaştığı Moğol güç­lerini bozguna uğrattı. Ancak savaş ganimetlerini paylaşma sırasında komutanlarının birbirine düşmele­ri üzerine Harezm ordusu dağıldı. Bu sırada asıl Moğol ordusu da Hindukuş dağlarını aşarak Gazne’ ye girmişti. Güçsüz kalan Celaleddin Harezmşah Sind’e çekildi. Kendisini izleyen Moğol ordusuyla İndus Irmağı kıyılarında yaptığı savaşta ağır yenilgiye uğrayınca Kasım 1221’de Hindistan’a sığındı.

Üç yıl Hindistan’da kalan Celaleddin Harezm­şah, bu sürede Hintli prenslerden Şemseddin tutmuş ve Kabaca ile mücadele etti. 1224’de ülkesine dönerek Harezmşah devletini yeniden toparlamaya girişti. Önce Kirman’a gitti. Ardından Fars (Basra) körfezi­nin kuzeyine doğru ilerleyerek önce Fars Atabegleri (Solgurlular) hükümdarı Sad b. Zengi’yi kendisine bağladı. Daha sonra yokluğundan faydalanıp Isfahan ve Irak-ı Acem’de kendisini hükümdar ilan eden kardeşi Gıyaseddin Pir Şah’a ve Lûr hükümdarlarına boyun eğdirdi. Abbasi halifesi en-Nasır’ın yaklaşan Moğol tehlikesine karşı ortak davranma önerisini reddedip, Abbasi halifesi üzerine güç göndermesi üzerine Bağdat çevresini yağmaladı. Daha sonra kuzeye yönelerek Temmuz 1225’de Tebriz’i ele geçir­di ve karargâhını buraya taşıdı.

Harezmşah devletini yeniden düzenlediği bu dönemde Celaleddin Harezmşah’ı en fazla meşgul eden iki sorun Moğol ve Gürcü akınlarıydı. Bu nedenle Anadolu Selçuklu Sultanı Alâeddin, Keyku- bad’a ve Mısır, Suriye Eyyubi hükümdarlarına elçiler göndererek Moğollar’a karşı güç birliği önerdi. Gür­cüler üzerine de bir sefer düzenledi. 10 Mart 1226’da yaklaşık yüzyıldır Müslümanlar’ın elinden çıkmış bulunan Tiflis kentini ele geçirdi. Ardından Kirman valisi Barak Hacib’in ayaklanmasını bastırmak üzere güneye indi. 1226 sonlarında Azerbaycan’a dönerek ayaklanmacı Türkmenler’i dağıttı. Gürcüler’in yeni­den Tiflis’i alıp buradaki Harezm askerlerini de öldürdüklerini duyunca 1227 baharında bir kez daha Tiflis’e girdi.

Celaleddin Harezmşah 1230 sonlarında Hoy’da bulunduğu sırada Çermagan Noyan komutasındaki Moğol güçlerinin Ceyhun’u geçerek Irak-ı Acem’e girdiklerini duyunca Memluk ve Anadolu Selçuklu hükümdarlarına haber göndererek yardım etmezlerse Moğollar’ın kendisini yenerek onların topraklarına da ulaşabileceğini bildirdi. Ancak Ahlat kuşatmasındaki davranışları nedeniyle onu Moğollar’dan pek de farklı görmeyen ve Moğollar’ın kendilerine dek ulaşamayacağını düşünen bu hükümdarlar Celaleddin Harezm­şah’a yardım göndermediler. Tek başına Moğollar’la başa çıkmaya çalışan Celaleddin Ağustos 1231’de Dicle kıyılarında karşılaştığı Moğol güçlerine yenildi. Ordusu dağıldı. Kendisi de Silvan yöresindeki dağlara kaçtı ve burada öldürüldü.

Celaleddin Harezmşah saltanatı boyunca Harezmşahlar Devletini toparlamaya çalıştı. Ancak acımasız bir yönetici olması onun en büyük düşmanı olan Moğollar karşısında yalnız kalmasına neden oldu ve sonuçta Harezmşahlar Devleti de tarihe karıştı.