Kurbağa türleri ve özellikleri

Kurbağa türleri nelerdir, Kurbağalar hakkında bilgi

Kurbağa, Anura takımını oluşturan kuy­ruksuz amfibyumlann ortak adı. Uzun arka bacakları, kısa ve kalın gövdeleri, gövdele­rine boyun aynını olmaksızın doğrudan bağlanan başları ve patlak gözleriyle kolay­ca tanınan bu hayvanların 2600’ü aşkın türü arasında gene de önemli yapı ve boyut farkları vardır. Küba’da yaşayan ve vücut uzunluğu (bacaklan öne çekilmiş biçimde) 12 mm’yi geçmeyen Sminthillus limbatus türü, bilinen en. küçük kurbağadır. Buna karşılık Afrika’da yaşayan dev kurbağanın (‘Conrana goliath) aynı durumda uzunluğu 30 cm’ye ulaşabilir. Birçoğunun derisi düz ve nemli, öbürlerinin derisi salgı bezleri bakımından çok zengin ve siğil denen kabartılarla örtülüdür. Kurbağaların büyük bölümü sıçrayarak yer değiştirir. Sıçramayı uzun ve güçlü arka bacaklarını çömelme konumundan birden gergin duruma geçire­rek sağlar. Ağaçlarda yaşayan kurbağaların birçoğu, özellikle Hylidae familyasının üyeleri parmaklarının ucunda bulunan vantuza benzer emici diskler sayesinde daldan dala ya da yapraktan yaprağa sıçrayabilir. Bazı ağaç kurbağalarının hem ön hem arka ayaklarındaki parmaklar karşılıklı konuma gelebile­cek biçimde özelleştiğinden bu hayvanlar gerektiğinde dallan kavrayarak yürürler. Bufonidae, Rhinophrynidae ve Microhylidae familyalarının üyeleri ile öbür familya­lardan bazı kazıcı türlerin arka bacakları görece daha kısadır. Bu kurbağalar uzun sıçrayışlar yerine kısa zıplayışlarla ilerler. Bufonidae familyasının bazı türlerinde ise yer değiştirme gerçek bir yürüme hareketi­ne dönüşmüştür. Kurbağaların birçok tü­ründe ayaklar yüzmeye yardımcı olacak biçimde perdelidir. Bu özelleşme sudan hemen hiç çıkmayan Pipidae familyasının üyelerinde en uç noktaya ulaşır. Birçok kurbağanın renkleri oldukça soluk olmasına karşın bazı türler parlak renkleriyle dikkat çeker.

Kurbağaların çeşitli türleri çok değişik ortamlara uyarlanabilmiştir. Ama sayıca ve türce en zengin oldukları yerler tropik böl­gelerdir. On yedi kurbağa familyasından 7’si yalnız buralarda görülür. Başlıca besinleri böcekler, öbür küçük eklem bacaklılar ve solucanlardan oluşursa da dev deniz kurba­ğası (Bufo marinus) ile Güney Amerika’da yaşayan Ceratophrys varia gibi iri türler en çok öbür kurbağalan ve küçük kemiricileri yerler. Eski dünya’da yaygın biçimde görü­len Bufo bufo gibi birçok tür avını, ağza önden yapışık olan dilini dışarı doğru fırla­tarak yakalar. Üreme davranışı Anura takımının en ayırt edici özelliklerinden biridir. Yumurtalar yalnız nemli ortamda gelişebildiğinden kurbağaların çoğu yumurtalarım tatlı sulara bırakır. Birçok tür kısa süren üreme mev­simleri boyunca geçici su birikintilerinin çev­resinde toplanır. Erkeklerin çıkardığı sesler dişileri ve erkekleri üreme yerine çeker. Dağlık bölgelerde akarsu yakınlarında yaşa­yan kurbağalar ile karada üreyen türler arasında toplu üreme davranışı gözlenmez. Ama her iki durumda da erkekler çıkardığı seslerle dişiyi çiftleşmeye çağırır. Kurbağaların oldukça basit ses telleri, aynca birçok türde ağzın tabanına bir çift yarıkla açılan ses kesesi vardır. Ses kesesi çıkan sesi hem güçlendirir hem de belirli ses titreşimlerinin oluşmasını sağlar. Çiftleşme sırasında erkekler dişinin arkası­na geçer ve ön bacaklarıyla dişinin gövdesi­ni ya ön bacaklan altından ya da belinden sıkıca kavrar. Bu sırada dışkılıklar birbirine yaklaşır ve erkek, dişinin ‘bırakmaya başla­dığı yumurtaların üstüne spermalarım ser­per. Döllenme dışta olduğu için bu olay gerçek bir çiftleşme sayılmaz ve genellikle kucaklaşma ya da kavrama (amplexus) ola­rak adlandırılır. Kurbağaların çoğu yumurtalarını durgun sulara tek tek, şeritler ya da kümeler halinde bırakır. Yumurtalar suyun değişik derinliklerinde serbestçe yüzebilir ya da su içinde bir yere tutunur. Hızlı akan sularda yumurtaların döllenmesi daha büyük sorun­lar yarattığı için buralarda üreyen kurbağa­larda çeşitli yapısal uyarlanmalar ortaya çıkmıştır. Erkekte dişinin dışkılığına doğru­dan spermayı aktarmaya yarayan çiftleşme organı işlevindeki bir dışkılık uzantısı ya da çok sayıda sperma üretmeye, dolayısıyla döllenme oranını yükseltmeye yarayan iri- leşmiş yumurtalıklar bu uyarlanma biçimleri arasında en sık rastlananlardır. Kurbağaların çoğu suda serbest yüzen bir larva evresinden geçer. İribaş denen bu larvalar başkalaşma sonucu erişkine dönü­şür. Başkalaşma sırasında kuyruk kaybolur ve bacaklar belirmeye başlar. Ama görülen yapısal değişiklikler yalnız bu iki organla sınırlı değildir. İribaşların iskeleti kemik yerine kıkırdaktan oluşur; ince derisi salgı bezlerinden yoksun, bağırsağı çok uzun ve sarmal biçimde kıvrılmıştır. Çeneleri, akci­ğerleri ve göz kapakları yoktur. Küçük ağız­larında gerçek dişler yerine keratin yapısın­da çıkıntılar bulunabilir. Durgun sularda yaşayan iribaşların gövdesi oldukça geniş, kuyruk yüzgeçleri enlidir. Buna karşılık akarsularda yaşayan iribaşların gövdesi basıklaşmış, uzun kaslı kuyruğundaki yüzgeçler daralmıştır. Bazılarında emici bir organa dönüşmüş olan ağız bölgesi akıntıyla sürüklenmelerini engeller. Başkalaşmanın tamamlanıp erişkin kurbağanın ortaya çık­ması genellikle 2-3 ay sürer. Ama su birikintilerinin ancak kısa süren bir yağmur mevsiminde oluştuğu kurak bölgelerde baş­kalaşma birkaç hafta içinde tamamlanır. Soğuk bölgelerde ise iribaşların gelişme dönemi üç yıla değin uzar. Kurbağaların larva evresinden erişkin evreye geçerken uğradıkları değişiklikler hayvanlar âlemi içinde ancak böceklerle karşılaştırılabilir.

Yumurtalar suyun içine ya da yumurtadan çıkan iribaşların kolayca suya atlayabileceği yaprak ve benzeri yerlerin üstüne bırakıldı­ğı gibi karaya da bırakılabilir. Karaya bırakılan yumurtalardan çıkan iribaşlar bir­çok türde erişkinlerin, genellikle erkeklerin sırtına yapışır ve bu biçimde suya taşınır. Yavru bakımı bazı türlerde bununla kal­maz; bu açıdan belki de en sıra dışı örneği Darwin kurbağası (Rhinoderma darwinii) oluşturur. Bu türün kucaklaşan çiftleri nem­li yerlere 20-30 yumurta bırakır. Yumurtala­rın açılması yaklaştığında erkekler yerdeki yumurtaları dilleriyle toplar ve yumurtalar ağzın tabanındaki yarıklardan ses kesesine geçer. Larvaların gelişimi geniş ses keseleri içinde gerçekleşir ve başkalaşma sonrası genç kurbağalar erkeğin ağzından çıkar. Ebe kurbağanın (Alytes obstetricans) üreme davranışı da çok ilginçtir. Kucaklaşma sıra­sında erkek döllediği yumurta şeritlerini bacaklarına ve beline dolar ve dişiden ayrılır. Yumurtaların açılması yaklaşınca erkek suya girer ve iribaşlar yumurtalardan çıkarak gelişimlerini suda tamamlar.

And Dağlarının yüksek kesimlerinde yaşa­yan ağaç kurbağalarından Gastrotheca marsupiata dişilerin sırtında bulunan kuluçka kesesinden ötürü keseli kurbağa adıyla tanınan türlerden biridir. Kucaklaşma sıra­sında erkek ersuyunu dişinin kesesine akı­tır. Dişinin dışkılığından çıkan yumurtaları erkek arka bacaklarıyla yakalayarak keseye iter ve yumurtalar kese içinde döllenir. İribaşlar bir süre burada geliştikten sonra dişi suya girer ve iribaşların suya dağılması­nı sağlar.

Yavru bakımıyla ilgili olarak yukanda belirtilen örneklerde su ortamından uzak­laşmaya yönelik bir eğilim görülür. Ama yumurtaların kabuksuz oluşu ve embriyo­nun çevreyle ilişkisini düzenleyen embriyon zarlarının yokluğu suyla olan ilişkinin tüm­den kesilmesini engeller ve sonuçta yumur­talar için çamurlu yerler ya da erişkinlerin sırtı gibi nemli bir ortam gerekir. Su ve boşaltım maddeleri yumurta zarlarından alınıp verilir.

Kurbağaların yaşam çevriminde bundan sonra ulaşılan evrim basamağı larva evresi­nin, dolayısıyla su ortamına olan gereksini­min tümüyle ortadan kalkmasıdır. Yedi familyaya (Leiopelmatidae, Pipidae, Lepto- dactylidae, Bufonidae, Brachycephalidae, Hylidae ve Microhylidae) dağılmış birçok türde larva evresi yumurta zarları içinde tamamlanır ve yumurtadan erişkine benzer yavrular çıkar. Ama doğrudan gelişim ya­şam çevriminin tümünü suda geçiren Suri­nam kurbağasında da (Pipa pipo) görülür. Bu türün dişisi yumurtalarım sırtına gömül­müş bir biçimde taşır.

Kurbağalarda üremenin bilinen en ileri aşaması Bufonidae familyasının Afrika’da yaşayan Nectophrynoides cinsinde gözlen­miştir. Bu küçük yapılı kurbağalar iç döllen­me sonucu canlı yavru doğurarak ürerler.

Kurbağaların tıknaz vücudu gövde bölü­mündeki omur sayısının azalması ve kuyruk omurlarının çubuk biçimli bir kemik halin­de kaynaşması sonucu oluşmuştur. Arka bacaklar tipik yapısını uzamış olan iki bilek kemiğinden alır. Dişiler genellikle erkekler­den daha iridir. Türlerin çoğunda gözlerin gerisinde yer alan belirgin bir çift kulak zan bulunur. Bütün kurbağaların derisinde ze­hir salgılayan bezler vardır. Zehir, özellikle Dendrobatidae familyasının üyelerinde güç­lüdür. Zehiri güçlü birçok türün aynı za­manda parlak renklerle donanmış olmasının saldırganlara karşı bir uyarı işlevi gördüğü sanılmaktadır. Ama kendilerini zehirle ko­rumaya çalışan kurbağaların çoğu gene de yılanlar, kuşlar ve memeliler gibi birçok hayvana yem olmaktan kurtulamaz.

Kurbağalar kurak geçen dönemlerde yaşamını sürdürmek için bazı yöntemler ve yapılar geliştirmiştir. Çeşitli familyalardan birçok cins barınmak için kum, toprak ya da çamuru kazar. Birçok türün arka ayaklarındaki tarak kemiklerinin iç yanında bulunan kürek biçimli bir çıkıntı kazma amacıyla kullanılır. Salgı bezleri derinin geçirgenliği­ni büyük ölçüde azaltarak suyun vücut içinde saklanmasını sağlar. Avustralya’da yaşayan bazı türlerde salgı sistemi öylesine gelişmiştir ki vücudun çevresinde sertleşen salgı kurbağayı bir kılıf gibi sarar.

Kurbağa çeşitleri ve özellikleri , kurbağaların özellikleri

Kurbağa türleri ve özellikleri” üzerine 9 düşünce

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>