Yazar arşivleri: editor

Miguel de Cervantes Kimdir

Miguel de Cervantes Kimdir,Miguel de Cervantes Hayatı ve Biyografi

(1547-1616)

İspanyol, yazar. Don Quijote adlı yapıtıyla romanın babası olarak anılır.

Madrid yakınlarında Alcala de Henares kasaba­sında doğdu, 19 Nisan 1616’da öldü. Bir sağlık

memuru olan Rodrigo de Cervantes ile Leonor de Cortinas’ın yedi çocuğundan biriydi. Küçük yaşta yoksulluk, borç ve borç yüzünden hapse atılma gibi yaşam gerçekleriyle yüz yüze geldi. Babası hapisten çıkınca, 1561’de ailece Madrid’e taşındılar. Aynı yıl Kral II. Philip, Madrid’i başkent olarak seçti. Böyle­ce, Miguel de Cervantes, resmi ve düzenli bir eğitimden yoksun kalmakla birlikte, İspanya’nın baş­kentinde kendi kendini yetiştirmek olanağını buldu. Kısa bir süre okula bile gitti. Kral Philip’in üçüncü karısı Valois’lı Elizabeth’in genç yaşta ölmesi üzerine yazdığı bir şiirle ilk kez 1569’da küçük bir çevrede dikkati çekti. Şiir okul dergisinde basıldı, derginin editörü ise Hümanizma’nın son temsilcilerinden ve Erasmus’un öğrencisi Juan Lopez de Hoyos’du. Şiiri sunan yazısında ondan iki kez “sevgili öğrencim” diye söz etmesi, bu öğretmenin Cervantes’le ilgilen­mekte olduğunu gösterir. Bu ilgi sonradan Don Quijote’nin (Don Kişot) ana temasını belirleyecektir.

Ya yolculuk merakından, ya da bir kavgadan ötürü hapse mahkûm olması yüzünden (bu mahkû­miyetin bir isim benzerliğinden ibaret olup olmadığı henüz saptanamamıştır) Cervantes, 1569’dan sonra, İtalya’ya gitti.Bu sırada, Kıbrıs’ı fetheden Osmanlılara karşı, Papa V. Pius’un çağrısıyla büyük bir Haçlı Seferi düzenlenmekteydi. Çağrıya yalnızca Venedik ve İspanya olumlu cevap verdi. II. Philip’in kardeşi Don John, Haçlı ordularının komutanlığına getirildi. Cervantes hemen Napoli’ye giderek orduya yazıldı. Büyük Haçlı Donanması Ekim 1571’de Lepanto Savaşını kazandı. Bu savaşta Cervantes tam bir kahraman gibi çarpıştı. Savaşın en kızgın anlarında hep ön saflardaydı ve sonunda göğsünden aldığı iki ağır yaranın yanı sıra sol elini de kaybetti. Don John komutasındaki Haçlı Donanması’nda, daha sonra, kardeşi Rodrigo da yanında olmak üzere iki kez daha savaştı. Sonunda Madrid’e dönmeye karar veren Cervantes, Don John’dan aldığı tavsiye mektuplarıyla yola çıktı, ama ülkesine dönerken Cezayir’deki Türk korsanların eline düştü. Tavsiye mektupları yüzün­den çok önemli bir kişi olduğuna karar verilince, serbest bırakılması için istenen fidye de o kadar yüksek oldu. Bu paranın sağlandığı 1580 yılma değin, birkaç başarısız kaçma girişimine karşın, Cervantes, Cezayir Beyi Hasan’ın tutsağı olarak kaldı.

İstenen 2500 dük ailesince sağlanınca hemen Madrid’e döndü. Tutsaklığı sırasında onu önemli kişi yapıp fidyesini yükselten tavsiye mektupları Madrid” de pek işe yaramadı ve Cervantes de birçok kahra­man gibi savaş sonrası unutuluşunu yaşadı, iyi bir memuriyete atanmamanın düş kırıklığı içinde yazarlığa başladı. Kendi ifadesine göre bu devrede yirmi-otuz kadar oyun yazdı. Bu dönem oyunlarından bugün yalnızca Eltrato de Argel il t La Numanciam metinleri vardır. 1584’de pastoral bir romans bastırmak üzere izin aldı ve ikinci bölümünü hiçbir zaman tamamlamadığı La Galatea adlı pastoral romansım yazdı. Don Kişot’daki ünlü kitap yakma sahnesinde yakmaya kıyamadığı kitap budur.

Cerir Kimdir

Cerir Kimdir,Cerir Hayatı ve Biyografi

( ? -733)

Arap, şair. Emeviler döneminin üç ünlü yergi şairinden biridir.

Cerir b.Atiye el-Hatafa, Necd’in güney doğusun­da Yemame’de doğdu ve orada öldü. Doğum tarihi bilinmiyor. Temim kabilesinin Yerbu aşiretindendir. Emevi halifesi Muaviye zamanında (661-680) üne kavuşup halkın büyük sevgisini kazandı.

684’de Yerbu aşiretinin kolu olan Beni Züheyl ile Temim soyundan Mücaşiler arasında anlaşmazlık başgösterince Cerir, kabilesinin şerefini korumak için Mücaşiler’in ünlü şairi Ferazdak ile yergi savaşma girişti. Karşılıklı yergileri büyük boyutlara vardı. Çıkan olaylar üzerine Basra’nın yerel yönetimi duru­ma el koymak zorunda kaldı.

Cerir, Irak valisi Haccac b. Yusuf’a armağan ettiği kasideleriyle rahat bir yaşam sürdü. Haccac’ın yardımıyla Halife Abdülmelik’in (685-705) sarayına girdi. Halife ünlü şair Ahtal’a Cerir’e karşı şiirler yazdırdı. Halife Ömer b. Abdülaziz (717-720) tahta geçtikten sonra iki şair rakip haline geldi. Yaşamları boyunca biribirleriyle yerlileştiler. Cerir, kesin olma­makla beraber Yemame’de Ferazdak’dan kısa bir süre sonra öldü.

Divan’ı, kaside, mersiye ve yergilerden oluşur. Naka’id (dişi develer) adlı yapıtında Ferazdak’la, Hicviyeler’de ise Ahtal ile yaptığı yergileşmeler yer alır.

Eserleri (başlıca): Divan, (ö.s.), 1895; Naqa’id Garir wal-Farazdaq, (ö.s.), A.A. Bevan (yay.), 3 cilt, 1905-1907; Hicviyeler, (Bayezid Devlet Kütüphanesi, No. 5471).

C. W. Ceram Hayatı

C. W. Ceram Kimdir,C. W. Ceram Hayatı ve Biyografi

(1915-1972)

Alman (FAC) arkeoloji yazarı. Geniş bir okuyucu kitlesi bulan kitaplarıyla, arkeolojinin, bilim çevresi dışında olanların da ilgi duyduğu bir konu haline gelmesine yol açmıştır.

20 Ocak 1915’de Berlin’de doğdu, 12 Nisan 1972’de Hamburg’da öldü. Asıl adı Kurt W. Marek’ tir. Orta öğreniminden sonra bir yandan Berlin Üniversitesi’ne devam ederken, bir yandan da büyük ilgi duyduğu yayıncılık alanında çalıştı. 1932’de ilk kitap ve film eleştirilerini yayımladı. Naziler döneminde eleştirinin yasaklanması üzerine Ullstein Yayın evinin çıkardığı dergilere tefrika yazmaya başladı. II. Dünya Savaşı boyunca askerlik yaptı. 1941’de yayımladığı bir savaş röportajı gerçekçi yaklaşımı nedeniyle yasaklandı.

1945’de Götter, Graher und Gelehrte’yi (Tanrı­lar, Mezarlar ve Bilginler) yazmaya başladı, dört yıllık bir çalışmadan sonra Ceram takma adıyla «yayımladı. Kitap büyük ilgi uyandırdı, kısa sürede birçok dile çevrildi. Önemli arkeolojik keşifleri sürükleyici bir üslupla ve herkesin anlayacağı rahat bir dille anlatma­sı, kitaba “arkeolojinin romanı” olarak ün kazandırırken, arkeolojinin de kamuoyunda ilgi duyulan, sevi­len bir bilim dalı haline gelmesinde büyük rol oynadı. 1946-1949 arasında Die Welt gazetesinde redaktör, 1946-1952 arasında da Rowohlt Yaymevi’nde editör olarak çalıştı. Ceram bunun yanında, bir gençlik dergisi olan Benjamin’de ve Kuzey Alman Radyosu gece yayınlarında da görev aldı. 1954’de ülkesini terk ederek ABD’nin Woodstock kentine yerleşti, çalışmalarım burada sürdürdü. Kitapları yirmiden çok dile çevrildi ve birçok kez basıldı. Ceram 1971’de <4 Almanya’ya geri döndü, kısa bir süre sonra da orada Etkisi öldü.

Eserleri (başlıca): Kitap: Götter, Grâber und Ge­lehrte, 1945-1949,-(Tanrılar , Mezarlar ve Bilginler); Götter, Grâber und Gelehrte im Bild, 1957, (“Resimlerle Tanrılar, Mezarlar ve Bilginler”); Provokatorische Noti- zen, 1960, (“Kışkırtıcı Notlar”); Eine Archaologie des Kinos, 1965, (“Sinemanın Arkeolojisi”); Ruhmestaten der Archâologie-Götter, Graber und Gelehrte in Dokumen- ten, 1965, (“Arkeolojiye Onur Kazandıran Olaylar, Belge­lerle Tanrılar, Mezarlar ve Bilginler”); Enge Schlucht und Schıvarzer Berg, 1966, (“Tanrılar’m Vatanı Anadolu”); Der erste Amerikaner, 1972, (“İlk Amerikalı”). Film: Auf den Spuren der Antike, 1961, (“Antik Çağ’ın İzinde”).

Cengiz Han Kimdir

Cengiz Han Kimdir,Cengiz Han Hayatı ve Biyografi

(1167-1227)

Moğol kağanı. Moğol devletinin ku­rucusudur.

Asıl adı Temuçin olan Cengiz 1167’de Onon ırmağı başlarındaki Deli’ün-boldok’da doğdu. 25 Ağustos 1227’de öldü. 1155’de doğduğu da ileri sürülür. 1160’larda Chinler’le Tatarlar’ın parçaladığı Moğol devletinin son hanı Kutula’nın yeğeni Yesügey ile Höelün Hatun’un büyük oğludur. Kıyat-Börçegin adlı Moğol sülalesinden gelmektedir.

Temuçin, 13 yaşlarında iken, babasını kaybetti.Henüz küçük olduğundan, kabilesi, onu bırakıp Tayciutlar’a katılmak istedi. Annesi Höelün Hatun, binbir çaba ile kabilenin küçük bir bölümünü geri çevirebildi. Nice güçlük ve sıkıntıya rağmen, varlıkla­rını sürdürebildiler. Bütün bu olaylar sırasında, Temuçin’deki önderlik yetenekleri de kendisini belli ediyordu.

Temuçin, ilk gençlik dönemindeki, Tayciutlar’la çatışma sırasında, tutsak düştüyse de kaçmayı başardı. Bu günlerde baba dostu Kereyit Toğrıl Han, (Tuğrul) kendisine destek olmuştu.

Temuçin, babasının daha önceden nişanladığı Ongratlı Börte ile evlendi. Ancak çok geçmeden, eski düşmanları Merkitler bir baskınla karısını kaçırdılar. Temuçin, karısını kurtarmak için Kereyit Toğrıl Han’dan yardım istedi. O da, Caciret Camuka’dan da yardım istemesini söyledi. Sonuçta, üçlü işbirliği ile başarılı bir baskın gerçekleştirdi. Börte Merkitler’in elinden kurtarıldı.

Alâeddin Muhammed Harezmşah, Aralık 1220’de çekildiği bir adada öldü, yerine oğlu Celaled­din Harezmşah geçti. Yeni hükümdar, şimdiki Afga­nistan topraklarında direnmek istedi ve bazı küçük Moğol birliklerine karşı başarılı oldu. Ancak ardından gelen Cengiz Kağan ile 24 Kasım 1221’de Sind kıyılarında karşılaştı ve savaşı kaybetti. Cengiz için Batı seferi, tamamlanmış sayılabilirdi. Nitekim bun­dan sonra, dönüş hazırlıklarına başladı. 1225’de asıl topraklarına döndü.

Aynı yıl, Tangutlar üzerine sefere çıktı. Tangut- lar’ın başkenti alındığı sırada öldü. Cenazesi, asıl yurduna götürüldü, Burhan-kaldun dağının bilinme­yen bir yerine gömüldü.

Cengiz’in Moğollar’ı tek bir devlet altında topla­ması sonucu, eski Göktürk topraklarındaki bazı Türk boylarının Batı’ya doğru göçü başlamıştır. Asya’daki dinler mücadelesinde Cengiz’in Şaman inancında olmasına karşın, siyasal açıdan İslamiyet’e yakınlaşmasıyla İslamiyet’e destek sağlamıştır. Cengiz’le bir­likte Asya’nın iktisadi yaşamı da değişime uğramıştır. Ülkeler arası ticaret yeni boyutlar kazanmış, sınırlar ve gümrükler ortadan kalkmıştır. Asya’da tek bir devletin egemen olmasıyla Asya’nın batısı ile doğusu arasındaki ticari ilişkiler gelişmiştir.

 

Blaise Cendrars Hayatı

Blaise Cendrars Kimdir,Blaise Cendrars Hayatı ve Biyografi

(1887-1961)

İsviçre asıllı Fransız şair, roman ve deneme yazarı. Şiirleriyle Apollinaire’i ve Gerçek üstücülük’ü etkile­miştir.

Asıl adı Frederic Sauser Cendrars’dır. 1 Eylül 1887’de, İsviçre’de La Chauxde Fonds’da doğdu, 21 Ocak 1961’de Paris’te öldü. Annesi İskoçyalı, babası İsviçreli’dir. Babasının işleri nedeniyle, çocukluğu Mısır, İngiltere, Fransa, İsviçre ve İtalya’yı dolaşarak geçti. Daha sonraki yıllarda ailesi İsviçre’de Neuchâtel’e yerleştiyse de Cendrars genç yaşlarda yolculuk ve serüvenlerle dolu bir yaşamı benimsedi. 1902’de  Çin, İran, Sibirya ve Hindistan’ı dolaştı, mücevher alım satımıyla para kazanmaya çalıştı. Londra’da bir müzikholde hokkabazlık yaptığı sıralarda aynı odayı paylaştığı Charlie Chaplin’le dost oldu. Kendini bir dünya vatandaşı olarak gören Cendrars, Rusya, ABD, Kanada, Brezilya, Arjantin ve daha birçok ülkeyi dolaştı, arıcılık, tarım işçiliği, traktör sürücülüğü, savaş muhabirliği, oyunculuk, senaryo yazarlığı, film yönetmenliği ve yayıncılık gibi türlü işlerde çalıştı. New York’ta kaldığı yıllarda yazdığı Pâques a New York’un (New York’ta Paskalya) 1912’de yayımlanmasıyla şair olarak tanınmaya başladı. Paris’te Apollinaire, Max Jacob gibi şairlerle, Chagall, Fernand Leger ve Modigliani gibi ressamlarla dostluk kurdu. I. Dünya Savaşında Yabancılar Lejyonu’na girdi, savaş­ta bir kolunu kaybetti. Eleştirmenlerce uzun süre önemsememekle birlikte, 1948’de tüm şiirlerinin ikinci kez yayımlanmasıyla, ilgileri üzerine çekti. Öldüğü yıl aldığı Paris Edebiyat Büyük Ödülü’yle ünü yayıldı.

Cendrars’m zengin ve çarpıcı imgelerle dolu üslubu ABD’li yazar Henry Miller’in dikkatini çek­miş, 1950’lerde sanatı değerlendirilmeye başlandığın­da, eleştirmenler Cendrars’m serbest çağrışımlarla kendiliğindenci bir tarzda gelişen şiirinin Apoilinaire’i ve Gerçek üstücülüğü etkileyen başlıca kaynak­lardan biri olduğu görüşünde birleşmişlerdir. Cen­drars, çağının sanat akımlarıyla da yakından ilgilen­miş, Picasso, Leger, Braque ve Chagall gibi ressamlar­la Kübizm ve Orfizm gibi akımlar üzerine denemeler yazmıştır.

Eserleri (başlıca): Oeuvres Completes de Blaise Cendrars, 1963, (“Blaise Cendrars’m Tüm Yapıtları”). Şiir: Poesies Completes de Blaise Cendrars, 1944, (“Blaise Cendrars’m Tüm Şiirleri”); Pâques â New York, 1912, (New York’ta Paskalya); La Prose du Transsiberien et de la petite Jehanne de France, .1913, (Transsiberien’in ve Fransalı Küçük Jehanne’m Öyküsü). Roman: L’Or, 1925, (“Altın”); Moravagine, 1926; Le Plan de l’aiguille, 1928, Les Confessions de Dan Yack, 1929, (“Dan Yack’ın İtirafları”); Rhum, 1930, (“Rom”); La Vie dangereuse 1938, (“Tehlikeli Yaşam”); Le Main coupee, 1946, (“Kesik El”); Le Lotissement du ciel, 1949, (“Gökyüzünün Parsel­lenmesi”). Deneme: Aujourd’hui, 1931, (“Bugün”). Yönetmen Yardımcılığı Yaptığı Filmler: J’accuse!, 1919; La Roue, 1922.

Cenap Şahabettin Kimdir

Cenap Şahabettin Kimdir,Cenap Şahabettin Hayatı ve Biyografi

(1870-1934)

Türk, şair ve yazar. Servet-i Fünun şiirinin başlıca temsilcilerindendir.

Manastır’da doğdu, 13 Şubat 1934’de İstanbul’da öldü. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da askeri okullarda yaptı. 1889’da Askeri Tıbbiye’yi bitirerek yüzbaşı oldu. 1890’da ihtisasını yapmak üzere Paris’e gönde­rildi, orada dört yıl kaldı. Dönüşünde Mersin ve Rodos’ta karantina doktorluğu, Cidde’de Sıhhiye Müfettişliği görevlerinde bulundu. II. Meşrutiyet’in ilanından sonra İstanbul’a döndü. Dâire-i Umûr-i Sıhhiye Müfettişliğıne getirildi. 1914’de, yirmi yıl süren doktorluk mesleğini bıraktı. Aynı yıl, Darülfü­nun Fransızca tercüme öğretmenliğine ve Batı edebi­yatı müderrisliğine tayin edildi. Daha sonra aynı fakültede Osmanlı edebiyat tarihi dersleri verdi.

Meşrutiyet’in getirdiği özgürlük ortamında Tanin, Hürriyet ve Hak gibi günlük gazetelerde siyasal yazılar yazdı. 1918’de Süleyman Nazif’le birlikte Hadisat gazetesini çıkardı. Dildeki sadeleşme hareke­tine karşı Arapça ve Farsça’dan yana tavır alan Cenap Şahabettin, eski dil anlayışına bağlı kalarak makale, söyleşi, mektup, fıkra, özdeyiş, gezi türünde yazılar yazdı. 1919’da, Peyam-ı Sabah’ta Kurtuluş Savaşı’na karşı yazılarını yayımladı. Öğrencilerin baskısıyla Edebiyat Fakültesindeki görevinden ayrılmak sorun­da kaldı. Sonradan Milli Mücadele’yi destekleyen yazılar yazdıysa da, Cumhuriyet döneminde politik yaşamdan uzaklaştı. Kendini yazınsal çalışmalara verdi.

Cenap Şahabettin, seçtiği eski sözcüklerdeki ustalık ve dizelerinin ses zenginliği bakımından Türk şiirinde önemli bir yer tutar. Şiirde sözcük seçiminin değeri ve önemini vurgulayan Cenap Şahabettin kendisinden sonra gelen şairler içinde en çok Ahmet Haşim’i etkilemiştir. Bunun yanı sıra şiirinde resimsel betimlere ve imgelere yer vermiş çoğunu serbest müstezat biçiminde yazarak mısra düzeninde de yeni biçim arayışlarına girmiştir.

Eserleri (başlıca): Şiir: Tâmât, 1887; Evrak-ı Ey­yam/Günlerin Yaprakları,l915;Evrâk-ı Leyal, (ö.s.),1934, der. S.N. Ergun. Gezi: Hac Yolunda, 1909. Makaleler- Özdeyişler: Nesr-i Harb, Nesr-i Sulh ve Tiryaki Sözler, 1918. Oyun: Yalan, 1911; Körebe, 1917; Küçük Beyler. İnceleme: Vilyam Şekspir, 1931.

Cem Sultan Kimdir

Cem Sultan Kimdir,Cem Sultan Hayatı ve Biyografi

(1459-1495)

Osmanlı şehzadesi. Taht için II. Bayezid’le mücadele etmiş ve bu yüzden Batı’ya sığınan ilk ve tek Osmanlı şehzadesi olmuştur.

27 Aralık 1459’da Edirne’de doğdu, 24 Şubat 1495’de Napoli’de öldü. II. Mehmed’in[ Fatih ]oğlu- dur. Annesi Çiçek Hatun’dur. Cem Sultan on yaşına kadar sarayda sıkı bir disiplin altında eğitildi. 1469’da kalabalık bir öğretim kadrosu ile Kastamonu Sancak Beyliği’ne gönderildi. 1473’de, Doğu seferine çıkan babasına vekillik etmek üzere istanbul’a geldi. II. Mehmed’in Anadolu’da Uzun Hasan’a yenik düştüğü dedikodusuna kanarak padişahlığın ilanetme düşüncesine kapıldı. Otlukbeli zaferini kazanarak İstanbul’a dönen II. Mehmed bu girişim nedeniyle oğlunun aklını çelenleri cezalandırdı. Cem’i de, 1474’de ölen büyük oğlu Mustafa’nın yerine Karaman (Konya) valiliğine atadı.

Genç şehzade, sekiz yıl süren Konya valiliğinde, yeteneği ve yanındaki seçkin kadro sayesinde mü­kemmel Farsça öğrendi. Müzikten coğrafyaya kadar her dalda başarısını kanıtlarken, ağabeyi Bayezid’in Amasya Sarayı’ndaki yaşayışını andıran eğlenceli bir gençlik dönemi geçirdi. Felsefeyi seviyor, Türkler’in tarihini inceliyor, İran tarihine merakından kendisine Cem adını koyan babasına nazire olarak ilk çocuğuna Oğuz adını veriyor, buna karşılık Farsça’dan çevirdiği eserleri babasına göndererek İran kültürüne dc vakıf olduğunu gösteriyordu. Konya halkı, ısındığı ve bağlandığı Cem’e geleceğin sultanı gözüyle bakıyor­du. II. Mehmed de umudunu Cem’e bağlamıştı. Ancak bu konuda hiçbir önlem alamadan ölmesi, iki

CEM oğlunun taht yüzünden bir ölüm kalım savaşımına girmelerine neden oldu.

II. Mehmed’in ölümünü gizleyerek Bayezid’e ve Cem’e haberler uçuran Cem yanlısı Sadrazam Kara- manî Mehmed Paşa, onun hiç değilse bir hafta önce İstanbul’a gelebileceğini hesaplamıştı. Ancak, Kon­ya’ya gönderilen ulağın, Bayezid yanlısı Anadolu Beylerbeyi Sinan Paşanın tuzağına düşmesi planı bozdu. Bayezid, hızlı bir yürüyüşle İstanbul’a gelerek tahta oturdu

Cem’in küçük oğlu Murad, 1517’de Mısır’ın I. Selim [ Yavuz ] tarafından alınması üzerine babası gibi Rodos’a sığınmış ve bu adanın 1521’de I. Süleyman [ Kanuni ] tarafından elegeçirilmesinden sonra idam edilmiştir.

Batı edebiyatında Zizimi adıyla çeşitli eserlere konu olan Cem’in, Osmanlı divan edebiyatında da önemli yeri vardır. Türkçe’nin şiirsel anlatıma yete­rince yatkın sayılmadığı bir çağda yaşadığından, dilini sevmesine rağmen, en güzel eserlerini ve mektupları­nı Farsça yazmıştır. Şiirleri çoğunlukla liriktir. Türkçe ve Farsça Divan’ı vardır. Ayrıca Selman-ı Sâveci’nin Cemşid ü Hurşid mesnevisini babası adına Türkçe’ye çevirmiştir. Hurşid ü Ferah şad adlı mesne­visi için Edirneli Sehî Bey “nazmı akıcı, anlatımı nefis” bir eserdir der. Gurbet ve vatan temalarını Türk edebiyatında ilk işleyen şairlerdendir.

  • Eserleri (başlıca):iW-; Reyhan-ı Sultan Cem, (ö.s.), İ.H. Ertaylan (yay.), 1951; Türkçe Divan, (ö.s.), H. Ersoylu (yay.), 2 cilt, 1981; Farsça Divan, (Bursa Orhan Gazi Ktp, Haraçcıoğlu Kitapları, No. E. 6); Cemşid ü Hürşid, (Kütahya Vahid Paşa Ktp. No. 1666).

.

Tamburi Cemil Bey Kimdir

Tamburi Cemil Bey Kimdir,Tamburi Cemil Bey Hayatı ve Biyografi

(1873-1916)

Türk besteci, saz sanatçısı. Taksimleriyle, peşrev ve saz semaileriyle, saz musikisinde yeni bir dönem açmıştır.

İstanbul’un Molla Gürani semtinde doğdu. Bazı kaynaklara göre, doğum tarihi 1871’dir. 29 Temmuz 1916’da İstanbul’da öldü. Babası, çok çeşitli kademelerdeki devlet görevleri yanında, Tahran sefirliğine de bulunan Tevfik Beydir. Dedesi Mustafa Reşid Efendi, Sadrazam Hüsrev Paşanın kethüdasıydı; annesi Zihniyar Hanım, Mustafa Reşid Efendi tara­fından Sultan Abdülmecid’in kız kardeşi AdileSultan’ ın sarayına cariye olarak satılmış, daha sonra da geri alınarak Tevfik Bey’le evlendirilmiştir. Cemil üç yaşında babasını kaybetti. Yüksek düzeyde devlet görevlerinde bulunan amcası Refik Bey’in himayesi altında ilköğrenimini tamamlayarak Rüştiye’ye baş­ladı.

Küçük yaşta musikide “harika çocuk” özellikleri gösterdi; eline geçen ev aletlerinden oyuncak çalgılar yaptı. Hemen her sazı çalabilen bir sanatçı olduktan sonra da bu merakı geçmedi. On yaşından itibaren tambur çalmaya başladı, yeteneği kısa zamanda çevre­sinin dikkatini çekti. Yenilik fikirleriyle yetişmiş bir Tanzimat aydım olan amcası Refik Bey’in evi Cemil’i genel kültür yönünden de etkileyen bir ortam oldu. Fransızca öğrendi. Refik Bey’in kızları piyano dersi alırken Cemil de musikinin teknik yönleriyle ilgili temel bilgileri öğrendi. Tambur çalan ağabeysi Ah­med Bey’den de yararlandı. Ayrıca amcasının oğlu Mahmud Bey’in keman öğretmeni, “Kemanı Ağa” adıyla tanınan Aleksan Efendi’den Hamparsum notası ile Batı notasını öğrendi.

Yaşı ilerledikçe olağanüstü yeteneği kulaktan ■* kulağa yayılıyor, musikili toplantılara çağrılıyordu. On üç yaşına girdiğinde, amcası Refik Bey öldü. Cemil bundan sonraki dört yılı Mahmud Bey’in himayesinde geçirdi. Bu süre içinde Mahmud Bey’le gittiği bir toplantıda ünlü besteci Tamburî Ali Efendi’yle tanıştı. Ali Efendi, Cemil’in alışılmadık bir tarzda, bol mızrap vuruşuyla çaldığı tamburu dinle­dikten sonra, onu övgülere boğdu. Geleneksel tambur – tekniğini benimseyen çevreler, Cemil bir tamburî olarak kişiliğini iyice kanıtladıktan sonra bile onun tekniğine karşı çıktıkları halde klasik anlayışın sıkı kayıtları altına girmeyen Ali Efendi’nin bu yeni tekniği beğenmesi, Cemil’in olduğu kadar, Ali Efen­di’nin yenilikçi kişiliğine ve o dönemin duyarlılığına da ışık tutucu niteliktedir. Bu tanışmadan sonra Cemil, Ali Efendi’nin gittiği musikili toplantılara katılmaya başladı, ders almamakla birlikte ondan çok yararlandı. On sekiz yaşına girdiğinde kendisini büyük bir icracı olarak kabul ettirmişti. Yirmisinde ise, lavta, kemençe, viyolonselde de üstün bir icra gücü gösteriyordu.

Tamburi Cemil musiki konularında gazetelere yazılar da yazdı. Sabah gazetesinde Rauf Yekta Bey’le kalem tartışmalarına girdi. Bir musiki sözlüğü ile bir kemençe metodu yazmaya başladı, ama yarım bıraktı, Rehber-i Musiki adlı eseri iki kez basıldı.

En ilkel kayıt tekniğinin ürünü olan, ancak bir adet üretilebilen kovanlarının çoğunun kaybolduğu tahmin edilmektedir; bazıları özel ellerdedir. Taş plaklarını kapsayan en geniş koleksiyonu Neyzen Niyazi Sayın’dadır. Bazı plaklarda, Udî Nevres, Şehzade Ziyaeddin, Kadı Fuat Efendi, Neyzen Rıza Bey gibi saz sanatçıları ile Hafız Osman, Hafız Aşir gibi ünlü gazelhanlar Cemil Bey’e eşlik etmişlerdir.

  • Eserleri (başlıca): Kitap: Rebber-i Musiki, 1901. Taksim: Tambur, yaylı tambur, kemençe, alto kemençe, lavta ve viyolonselle 100’den fazla taksim (taş plak). Bestelediği saz eserleri: Şeddiaraban, ferahfeza, muhay­yer, mahur, hicazkâr, kürdilihicazkâr, ısfahan, neva peşrev­leri; şeddiaraban, ferahfeza, muhayyer, hicazkâr, ısfahan, bestenigâr, suzidilârâ saz semaileri; hüseyni oyun havası (“Çeçen kızı”), nihavent sirto, nikriz zeybek. İcra ettiği besteler: Tambur, kemençe ve alto kemençe ile çaldığı 40’tan fazla peşrev, saz semaisi, oyun havası, şarkı (taş plak). Şarkı: Hicaz (5 tane), şehnaz (2 tane), eve, ferahnak, hüseyni, hüzzam, mahur, kürdilihicazkâr, mu­hayyer, nihavent, şevkefza şarkılar (16 şarkı). Çeşitli: Hümayun ninni, rast ninni.

Cemaleddin Afgani Kimdir

Cemaleddin Afgani Kimdir,Cemaleddin Afgani Hayatı ve Biyografi

(1838-1897)

Afgan asıllı İslam düşünürü. İslami­yet’in yeniden canlanması ve İslam toplumlarının Batı etkisinden kurtulması için dinde reform yapılması gerektiğini savunmuştur.

Asıl adı Seyyid Muhammed b. Safder’dir. Afga­nistan’daki ya da İran’daki Esedâbâd kasabasında doğduğu sanılıyor. 9 Mart 1897’de İstanbul’da öldü. İran kökenini sonradan örtbas etmesi, İslam aleminde etkili olmak isteyen bir kişinin Şiilik’le ilişkisinin fikirlerinin yankısını daraltacağı kuşkusuna bağlan­mıştır. 10 yaşında okumak amacıyla Kazvin’e gitti. Sonradan Irak’taki önemli Şii merkezlerinden biri olan Necef’de okudu. 1857’de Hindistan’a yerleşti ve Batı uygarlığı hakkındaki ilk düşüncelerini bu sırada edindi. 1866’da Afganistan’a geçti. Bu ülke o sırada Azam Han ve Şir Ali arasındaki taht kavgalarıyla çalkalanıyordu. Afgani’nin Doğu’yu İngiliz emperyalizminden kurtarma yolundaki ilk girişimleri burada başladı. Ancak, Afganlı hükümdarlara da iletmeyi düşündüğü öneriler ülkedeki karışık durum ve İngiliz politikasının ağır basması nedeniyle başarılı olamadı. 1869’da İstanbul’a gelen Cemaleddin’in deneyimsizliği ve kendini ileri sürme tutkusu, uzun zamandan beri Osmanlı devlet adamlarının bir bölümünün sabırla oluşturduğu bir projenin yıkılmasına yol açtı. 1870’de bir Osmanlı üniversitesinin kurulmasına hazırlık ola­rak halka açık bazı konferanslar düzenlenmişti. Bu konferansların konusu Tanzimat Döneminin devlet adamlarının birinci derecede üzerinde durdukları “faydalı sanatlar”dı. Batı’da “Arts and Sciences”dan neler kastedildiğini özümseyememiş olan Cemaled­din’in “peygamberlik bir sanattır” konusundaki kon­feransı uzun zamandır üniversite fikrine karşı olan ulemaya beklediği fırsatı verdi. Konferanslar, dine karşı düşünceler ileri sürüldüğü ithamıyla durduruldu.

Kuran’m çağdaş dünyada görülen birçok özellikleri önceden müjdelediği düşüncesi ve Kuran’m ifade­lerine zenginlik katan yorumlar, Afgani’nin katkıları arasında sayılır. Afgani’nin en yakın müridi Muham­med Abduh sonradan el-Ezher’in başkanı olmuş ve bu kurumda reformlar uygulamaya çalışmıştır.

Muhammed Abduh’un İslam’da akıl ve mantığa yer ayrılmış olduğunu vurgulayan öğretisi “selefiye” adıyla tanınır. Bu öğreti II. Meşrutiyet döneminde bir dereceye kadar etkili olmuştur. Ancak uzun bir süre din reformculuğu sözcüğü ve yaptığı çağrışımlar İslami çevrelerde olumsuz karşılanmıştır.

  • Eserleri (başlıca): er-Reddu ale’d-Dehriyyin, 1881, (“Maddecilere Reddiye”); Tetimmetü’l-Beyan, ty, (“Sö­zün Bitimi”);

Cemil Cem Kimdi

Cemil Cem Kimdir,Cemil Cem Hayatı ve Biyografi

(1882-1950)

Türk, karikatürcü. II. Meşrutiyet döneminde yayımlanan yapıtlarıyla Türk karikatürünün ilk çağdaş usta­larından biri olmuştur.

İstanbul’da doğdu, 9 Nisan 1950’de aynı kentte öldü. Ortaöğrenimini Mekteb-i Sultani’de (bugün Galatasaray Lisesi) yaptı.Yüksek öğrenim görmek için gittiği Paris’te Siyasal Bilimler Fakültesi’ni, İstanbul’a döndükten sonra da Hukuk Fakültesini bitirdi. Fransa, İsviçre ve İtalya’da dış işleri memuru olarak görev aldı. 1908’de II. Meşrutiyet’in ilan edilmesi üzerine İstanbul’a döndü. Salah Cimcoz ve Celal Esat Arseven’in çıkarttıkları Kalem adlı gülmece dergisi için karikatürler çizdi. Daha sonra yeniden dışişleri görevlisi olarak Roma’ya gönderildi ve Kalem’t buradan da karikatür yolladı. Mesleğini bırakmaya karar verip İstanbul’a döndü ve 1910’da kendi adını taşıyan gülmece dergisi Cem’i kurdu.

Balkan Savaşında alman kötü sonuçların etkisiyle 1912’de dergisini kapattı. 1914-1918 arasında Sana- yi-i Nefise Mektebinde (daha sonra Güzel Sanatlar Akademisi, bugün Mimar Sinan Üniversitesi) müdür­lük yaptı. 1918-1922 arasında Fransa’da kaldı. Cumhuriyetin ilanından sonra yeniden İstanbul’a döndü. Bir süre Şehir Meclisi üyeliği yaptı. 1927’de Cem’i yeniden çıkardıysa da Kurtuluş Savaşı’na katılmaması nedeniyle siyasal iktidardan gelen engellemeler nedeniyle bir yıl sonra kapatmak zorunda kaldı. Yayın yaşamından çekildi, özel olarak karikatür ve resim çalışmalarını sürdürdü. Ölümünden sonra Moda’da evinin bulunduğunu sokağa adı verildi.

Cem, karikatür sanatıyla yurt dışında bulunduğu sırada tanışmıştır. Önceleri özel olarak ilgilendiği bu anlatım biçimini, daha sonra bir uğraş olarak benimsemiştir. Karikatürleri gerçekçi çizimlere dayanır. Özellikle portre karikatürlerinde başarı kazanmıştır. Gülmecesinin asıl yükünü ise bu çizimlerin altında yer alan yazılar taşır. Cem karikatürlerinde her zaman gerçeği yansıtmış, fırçası ve ve kalemiyle yönetimdeki aksaklıkları ortaya vurmuştur. II. Meşrutiyet döneminde iktidardaki İttihat ve Terakki Fırkası’m da, muhalefetteki Hürriyet ve İtilaf Fırkası’m da eleştirmekten geri durmamıştır. Roma’dayken yanın­da çalıştığı İbrahim Hakkı’yı, sadrazam olduktan sonraki tutumu nedeniyle kıyasıya yermiştir. Yürekli ve kararlı tutumuyla karikatürü etkili bir anlatım aracı durumuna getirmiştir. Bu niteliğiyle çağdaş Türk karikatürünün en önemli öncülerinden biri sayılır.

  • Eserleri (başlıca): Cem, 1909, (Kalem dergisinde yayımlanmış 20 Abdülhamit karikatüründen oluşan albüm}.